Direkt zum Hauptbereich

Kongo`da neler oluyor?

Kongo`nun Kısa geçmişi:

Diktatör Mobutu Sse Seko’nun baskı rejiminden bıkan halk 1997 yılında devrimci lider Laurent-Desire Kabila’ya desteğini verince yağma ve baskı rejimine son verildi.

Devrimci gerillalar iktidarı devraldıklarında Kongo’nun IMF’ye borcu tam olarak 9 milyar dolardı. Mobutu kredi olarak aldığı bu borçları İsviçre’deki özel kontolarına aktarmıştı. Bu paralar halen Kongo’ya verilmiş değil. Halkın Mobutu’yu devirmesinin ardından ise, batılı güçler ve para muslukları IMF diktatör Mobutu’ya akıttığı “borç”ları halktan tahsil etmek Kabila’ya siyasi ve ekonomik yatırımlar yapmaya başlamıştı.

1999 yılında ise batılı devletlerin sevmediği Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DKC) Devlet Başkanı Kabila, kendi koruması tarafından çalışma odasında ekonomi danışmanının gözleri önünde kurşun yağmuruna tutularak bir komplo sonucu öldürülmüştü.

Öldürülen Kabila’nın koltuğuna genç oğlu Joseph Kabila getirilip Güney Afrika Cumhuriyeti’nin başkenti Johannesburg’da baskı altında Ruanda ile arasında 1999 Temmuz’unda bir “barış anlaşması” imzalanmıştı. Barış anlaşmasını Güney Afrika Devlet Başkanı Thabo Mbeki ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan sağlamıştı.

Ancak Temmuz’da imzalanan ateşkes anlaşmasına konulan imaların mürekkebi daha kurumadan bunu batılı emperyalist devletlerin denetiminde 1999 yılında imzalanan Lusaka Anlaşması izlemişti. Lusaka anlaşmasının sonucunda Kongo Demokratik Cumhuriyeti Kabila’ya bağlı hükümet güçleriyle komşu ülkelerin desteğine sahip olan Kongo Demokrasi Hareketi ve Kongo Kurtuluş Hareketi adında silahlı gruplar arasında parça parça paylaştırıldı.

Ayrıca anlaşmaya göre, Ruanda’nın Kongo’daki 30 bin askerini geri çekmesi karşılığında, Kongo, topraklarını Ruanda’ya karşı saldırı için kullanan binlerce Hutu gerillayı Ruanda’ya iade etmesi gerekiyordu. Ancak bugüne kadar anlaşma şartlarının ne kadar gerçekleştiği bilinmiyor.

Ancak şimdiki gerçek şu: Batılı emperyalist güçlerin desteğini alan Ruanda ve Uganda Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne karşı savaşı yoğunlaştırıp, Kongo hükümetine karşı savaşan gruplara hala silah ve para yardımını yapıyorlar. Süren savaşta 5 milyon insanın yaşamını yitirdiği gözlemciler tarafından belirtiliyor. Çatışmalar 1994 yılında 1 milyona yakın Tutsi’yi soykırımdan geçiren Ruandalı Hutu kabilelerinin eski adıyla Zaire olan Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne kaçmasının ardından başlamıştı. Çad, Namibya, Angola ve Zimbabve, Kongo’nun yanında, Uganda ve Burundi ise Ruanda’nın yanında başlayan savaşta yerlerini almışlardı.

Bölgede konumlanmış Hutu militanlarını silahsızlandırmakla ve iç barışı sağlamakla görevli 17 bine yakın BM askerinin de etkisiz kaldığı bilniyor. Kongo 1960 yılında Belçika’nın sömurgeci esaretinden kurtulup bağımsızlığını kazandı. Daha sonra işbaşına gelen ilk Kongo Devlet Başkanı Patrica Lumumba da 17 Ocak 1961 yılında bir suikast sonucu öldürülmüş ve Mobutu askeri rejimi kurulmuştu. Daha sonra Lumumba’ya karşı suikastı planlayanların arkadaşı da Amerika Birleşik Devletleri’nin Dış İstihbarat Örgütü (CIA) ve eski sömürgeci devlet Belçika çıkmıştı. Kabila’yı da öldürenlerin arkasında aynı güçlerin olduğuna kesin gözle bakılıyor.

KONGO
Yüzölçümü: 2 344 885 km?
Nüfusu: 54,775 Milyon
Etnik grup sayısı: 200
Resmi dil: Fransızca (bunun dışında Lingala, Kikongo, Kituba, Tshiluba, Kisuaheli dillerinin de arasında bulunduğu 400’e yakın lehçe)
İnançlar: Katolikler yüzde 50, Protestanlar yüzde 20, Kimbanguistler yüzde 10, Müslümanlar yüzde 10, diğerleri yüzde 10.

Siyasi sistemi:

1960 yılından bu yana Belçika sömürgeciliğinden kurtulan Kongo (eski ismi Zaire) 1978 yılından bu yana Başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Aralık 2005 yılında yapılan bir referandumla kabul edilen yeni Anayasa bu yılın 18 Şubat’ında resmi olarak yürürlüğe girdi. Her 5 yılda secilecek Ulusal meclisin 500, senatonun 120 üyeden

oluşması devlet Başkanınında doğrudan halk tarafından seçilmesi öngörülüyor.

Devlet Başkanı: Joseph Kabila (Ocak 2001 yılından bu)
Askeri gücü: 64 800 (Ordu 60 000, Hava Kuvvetleri 3000, Deniz Kuvvetleri 1800) İç hasılat gelirinin yüzde 1’i askeri harcamalara gidiyor.

Ekonomi:

Ulusal Gelir: 6,416 milyar ABD$
Yıllık Kalkınma yüzde 2,7
Kişi başına düşen yıllık gelir: 120 ABD$
Ulusal gelirlerlerin yüzde 58’i tarım, yüzde 19’u Sanayi, yüzde 23’ü Hizmet servislerinde elde ediliyor. Enflasyon oranı yüzde 32.

Üretim ve Zenginlik kaynakları Kahve, çay, kakao, kaucuk, Pamuk, hurmayağı, bakır, kobalt, mangan, çinko, kalay, elmas, petrol, textil, çimento, gidda maddeleri ve makine üretimleri.

Dış ticaret

Yıllık dışticaret bilançosu: 176 milyon ABD$
İhracat: 1 milyar 480 milyon ABD$ (elmasyüzde 49,8; Petro yüzde 23;Kobald/Koltan yüzde 9,8 (Koltan’dan iki metalfilizi elde ediliyor: Tantal ve Niob. Tantal maddesi cep telefonlari, bilgisayar, videokameraları, elektronik teknolojisinde kullanılıyor. Niob ise uzay teknolojisinde, jet uçakları ve sıcağa dayanıklı füzelerin üretiminde kullanılıyor.)

İthalat: 1 milyar 224 milyon, 224 ABD$ (akaryakıt ürünleri yüzde 7,2) Ticarete içlidışlı olduğu ülkelerin başında Belçika, İngilitere, Güney Afrika, ABD, Hindistan ve Almanya geliyor./by Reşad ÖZKAN/RÖ

Beliebte Posts aus diesem Blog

Prof. Dr. Geoffrey Haig: Die kurdische Sprache ist in Gefahr!

Deutsch-türkische Beziehungen im Kaiserreich

Verfasser: Dr. Nikolaus Brauns

Die deutsch-türkischen Beziehungen vor dem Ersten Weltkrieg 1914
Im Januar 1994 erklärte der deutsche Außenminister Klaus Kinkel anläßlich eines Türkei-Besuchs: "Es ist so, daß die Türkei für uns eine hohe strategische, politische, wirtschaftliche,kulturelle Bedeutung hat, insbesondere nach dem Wegfall des Ost-West-Konflikts.

Dies ist der Fall im bilateralen Bereich, aber eben auch, was Europa insgesamt anbelangt, ... die Brückenfunktion der Türkei ist in der Region hin zu Asien, hin zum Balkan natürlich von außerordentlicher Bedeutung."[1]
Diese besondere Bedeutung der Türkei für Deutschland spiegelt sich in den
Kommentaren der internationalen Presse wieder, die von der traditionellen
deutsch-türkischen Freundschaft oder Waffenbrüderschaft handeln. Die deutsche
Militärhilfe für die Türkei rückte in den letzten Jahren ebenso in die
öffentliche Debatte, wie die Frage verstärkter wirtschaftlicher Zusammenarbeit.
Daß Deutschland in Europa die größte …

Dr. Christian Schwaabe: "Der Terror ist ein transnationales Phänomen geworden"

zum Thema „Terrorismus“

Dr. Schwaabe: Der Terror ist ein transnationales Phänomen geworden


Interview mit PD Dr. Christian Schwaabe, Akademischer Oberrat Geschwister-Scholl-Institut für Politikwissenschaft Ludwig-Maximilians-Universität München

Interview/Fotos: Reşad Ozkan
http://basnuce.com/ku/news/10275/sebeben-terorizma-transnasyonal-pirali-ne

Welche Ursachen und  Konsequenzen hat der transnationale Terrorismus?

Dr. Schwaabe: Die Ursachen des transnationalen Terrorismus sind vielfältig, ebenso seine Erscheinungsformen. Betrachtet man den jüngeren islamistischen Terrorismus, etwa in Gestalt von IS oder Al-Qaida, so verdankt er sich einem Bündel von Ursachen: der Wahrnehmung, dass die westliche Welt unter Führung der USA den Islam seit Jahrhunderten unterdrückt und dies seit einigen Jahrzehnten auch militärisch in muslimischen Ländern durchsetzt; einer zunehmenden Radikalisierung einiger Strömungen innerhalb des Islam; auch der Perspektivlosigkeit und Hoffnungslosigkeit, die sich radikal…